|

The
Grand Bazaar Magazine - Kapalıçarşı
Kapalıçarşı Allah'ın Lütfu
Osman Şenel, Kapalıçarşı'da tanındığı ismiyle Şişko Osman Türkiye'nin ve
dünyanın sayılı halı eksperlerinden bir tanesi. Şimdilerde işleri
yakınındakilere devretmiş olsa da, bu sanattan kopulamayacağını
söylüyor. Şişko Osman ve öğrencileriyle Kapalıçarşı'yı halılarını
konuştuk.
Kapalıçarşı bu... Sokakları arasında inanılmaz ne değerler saklıyor.
Belki içlerindeki herşeyin bir ederi vardır. Ancak buradaki işlerine
uzun yıllar boyunca emek vermiş insanların birikim ve deneyimlerinin
karşılığı ne olabilir ki? İşte bunun karşılığı yok. Bu birikim önünde
saygıyla selam durmanın dışında ve yaşamlarını kendilerinin ve
yakınlarının ağzından dinlemekten fazlası gelmiyor çoğu zaman elimizden.
Dinlediklerimiz, sonunda bizi bir kez daha haklı çıkarıyor, Çarşı'nın
bir emek denizi olduğu konusundaki düşüncemizde.
Çarşı'da halı deyince akla gelen ilk isimlerden bir tanesi Şişko Osman.
El dokuması halılar için harcadığı 30 yıl, onu bu işin en saygın
isimlerinden bir tanesi yapmış. Şişko Osman, artık işleri yanında
yetiştirdiği yakınlarına bırakmış olsa da, öğrencileri onu hep işin
başında görüyorlar.
Ustadan çırağa akan bilgi ırmağının izini sürdük Şişko Osman'ın
dükkanında. Hem kendi ağzından dinledik öyküsünü, hem de yakınındakiler
anlattılar onu ve ondan aldıklarını.
"30 yıldır halıcılık yapıyorum. Bu aileden gelen bir meslek. Babamın
dedesi yani ağababam halıcılık işiyle uğraşıyordu. Babam da yine
esnaflık yapıyordu ama O, tesbih üretiyordu. Ben çok dolaştım. 20 ile 40
yaşlarımın arasında sürekli olarak dolaştım. Hem yurtiçinde hem de
dışarıda. Kahire Üniversitsi'nde Arap Dili ve Edebiyatı, Sorbone'da
Siyasal Bilgiler okudum. Halıcılık işine ise 40 yaşımdan sonra başladım.
Sağlığım eskisi kadar yoğun çalışmamı engellese de sanat bırakılamıyor.
Zaten dinimizde de emeklilik diye bir şey yok. Kapalıçarşı'da çalıştığım
için kendimi şanslı hissediyorum. Burada esnaflık yapmak bana göre
sadece Kadir gecesi doğanlara nasip olur. Bu Allah'ın bir lütfudur."
Konuştuğumuz Şişko Osman'ın oğlu Nurullah Şenel ve yeğeni Bilgin
Aksoy'un anlattıklarında da hep Şişko Osman var. İlk önce oğlu başlıyor
Çarşı'nın şahit oldukları eski günlerini anlatmaya...
"Çarşı'da eskiden bir düzen vardı. Her esnafın yeri belliydi. Örneğin
Halıcılar Caddesi'nde, sadece halı satanlar bulunurdu. İyi halı almak
isteyenler gider oradan alışveriş yaparlardı. 60'lı yılların sonuna
kadar da böyleymiş. Yerli halk gelip, bütün alışverişini buradan
yaparmış. Kuyumcusu, gümüşçüsü, halıcısı, çeyizcisi... Hepsinin yeri
belliydi. Şimdi alakasız yerlere alakasız dükkanlar açılıyor.
Esnaf müşteri ilişkisi eskinden çok daha başkaymış. İnsanlar çek senet
nedir bilmezlermiş. Bundan 15 sene öncesine kadar da böyleydi. İnsanlar
birbirlerine güvenirlerdi. 90'lı yılların başından itibaren, esnaf
profilinin değişmesiyle beraber, alışveriş ilişkileri de başka bir boyut
kazandı. Olumsuz yönde bir gelişme gösterdi. O zamanlar herkes birbirini
tanıyordu. Kimsenin kimseden bir şey gizlemesine gerek kalmıyordu.
Yeni tip esnafın buraya gelmesiyle herşey değişti. Eski esnaflar işi
bırakınca, eğer yerlerine işi teslim edebilecekleri oğulları, yeğenleri
yoksa yerlerini sonradan zengin olan, esnaflık nedir bilmeyen insanlar
doldurdu. Bunlar Çarşı ahlakını bilmeyen, işlerin dışarıda yürüdüğü gibi
yürüdüğünü zanneden insanlar. Sadece yüksek kar etmeyi amaçlıyorlar.
İstediği malı, istediği fiyata satabileceğini düşünen insanlar. Kaliteli
esnaf anlayışının oluşması gerekiyor. Elbette kar etmemiz gerekiyor ama
bunun bir sınırı olmalı"
"Peki sizi bu çarkın dışında tutan ne?" diye sorduğumuzda gösterilen
adres yine aynı oluyor. Babaları...
"Babamın bana söylemiş olduğu bir şey vardı, daha okul yıllarımdayken:
'Eğer bu işi seveceksen yap. Eğer sevmezsen yapamazsın. Hiç başlama o
zaman. Bizim işimiz zordur. Biraz düşündürür, biraz kaşındırır ama iyi
geçindirir" derdi. Bizde okul bittikten hemen sonra burada çalışamaya
başladık. Kapalıçarşı ve bu dükkan bir derya. Eğer bu deryadan hergün
bir bardak su alıp kenara koyabiliyorsanız şanslısınız demektir. İnsan
hergün yeni bir şey öğreniyor. Bu anlattıklarımın hepsi elbet babadan
gelen bilgiler sayesinde oldu. Özellikle işe ilk geldiğim yıllarda,
babam bizi her sabah karşısına alır, iki saat bildiklerini aktarırdı."
Şişko Osman, Bilgin Aksoy'un dayısı. Meslekleriyle ilgili aldıkları
eğitim onların halılara bakış açısını belirlemiş. Bilgin Aksoy işlerinin
sanatla iç içe bir meslek olduğunu söylüyor.
"Bu iş sevilmeden yapılamaz. Her meslekten daha çok ihtiyaç var sevgi ve
ilgiye. Çünkü satmış olduğumuz halı ve kilimler birer sanat eseri.
Anadolu'da tezgah başında oturan genç kızların el emeği, göz nuru. Bu
halılar bizler için bir Picasso tablosu kadar değerlidir. Bu yaptığımız
işin bir okulu yok. Usta ne öğretirse, çırak o kadarını öğrenebiliyor.
Osman Bey, bu işe yıllarını vermiş, çok büyük bir birikimi olan insan.
Kendisi bize, bu işle ilgili bildiğimiz herşeyi öğretti. Tüm birikimini
bize aktardı."
Bütün bu birikim nasıl sağlandı? Bu sorunun yanıtını aradığımız
konuşmalarda hep tek bir noktaya ulaşıyoruz: Disiplin. Şişko Osman'ın
hayatı kesintisiz bir öğrenme süreci. Genlerinden gelen halı sevgisi,
aldığı eğitim ve iş disipliniyle birleşince bu birikim ortaya çıkmış.
Oğlu ve yeğenin anlattıklarına göre, Osman Şenel, gecesini gündüzüne
katarak okumuş ve gezmiş. Eline gelen halıları tanımaya çalışarak değil,
tanışmak için onların ayağına giderek mutlu olmuş. Babası tesbihçi olsa
da, ağababası yani babasının dedesi halı işindeymiş. Bu genetik
özellikler şimdi de oğlu ve yeğenine geçmiş.
Kendilerine bütün bunları öğreten ustaları Şişko Osman'ın işinde ne
kadar hassas olduğunu anlatırken oğlunun verdiği bir örnek bu konuda
fazla söze gerek bırakmıyor:
"Zengin bir Fransız müşteri gelmişti. Fransa'da üç katlı bir evi varmış.
Bir katını oğluna ayırmış. Oraya bir halı alacakmış. Adamla babam
konuşuyordu. Biz de malları açıyorduk. Bir ara babam servisi durdurdu.
Fransızla birşeyler konuşmaya başladı. Çayını kahvesini içmişti. Biraz
sonra adam kalktı ayağa, bizlere teşekkür etti ve çıktı gitti dükkandan.
Ne olduğunu anlayamamıştık. Sonra babam anlattı. Meğerse adam, o oğluna
ayırdığı katta bulunan bir bilardo masasının altına bir kilim
istiyormuş. Babam da bunu öğrendikten sonra 'Sen bir Picasso'yu o
masanın altına serer misin?' diye sormuş. Adam'da 'Hayır' yanıtını
vermiş. O zaman da babam, 'Ben de bu kilimi sana bunun için veremem,
kusura bakma' demiş. "Biz insanlara bir değer satıyoruz. Bu gerçeği
farkedenlere satmamız gerekiyor."
Halılara böylesine sevdalanmış ve bu sevdasını yakınındakilere de
aşılamış Şişko Osman gibi bir kişinin bu denizden kendisine de birkaç
damla ayırmaması beklenemezdi. Yeğeni'nin anlattığına göre gerçekten de
satmaya kayılamayan parçaları bulduğunda onları kendisi için bir kenara
koymayı ihmal etmemiş.
"Osman Bey'in kendisine ait bir halı kolleksiyonu var. Orada bu dükkanda
satılmayan, sadece bu işi sevenlere göstermek üzere saklanan parçalar
var. Yani bulduğumuz en nadir parçaları kendimize ayırıyoruz. Bu
bahsettiğim koleksiyon, dünyada eşine az rastlanır bir kolleksiyon.
Zaten kendisi uluslar arası alanda büyük saygı gösterilen bir Türk el
sanatları eksperidir."
Dünyada eşine az rastlanır güzellikteki Anadolu halılarını gidip yerinde
bulmak için gerekli olan enerjiyi aşılanmış olan halı sevgisinden alan
Nurullah Şenel, Anadolu'ya doğru her yolculuğun bulunmaz bir haz
olduğunu söylüyor.
Ama artık yeni üretilen halılar eskilere göre son derece vasat. Bunun
için daha çok gezip, daha çok inceleme yapmak gerekiyor. Nurullah Şenel,
bununla ilgili gözlemlerini şöyle aktarıyor:
"Halıların eski orijinalliği kalmadı artık. Yeni üretilen halılar eskisi
kadar güzel değil. Bugün herşey fabrikalarda yapılıyor. Bugün çok güzel
ve kaliteli imalatlar yapılıyor olsa da, bizim aradığımız cinsten
halıları bulmak son derece zor oluyor. Bu değişimler, bizler gibi
sattığı herşeye sanat eseri olarak bakanları üzüyor. Ama biz yine
Anadolu'ya gitmeye devam ediyoruz"
En güzel deseni, en güzel rengi bulmaya adanmış hayatlardan
etkilenmemenin imkanı yok. Babadan oğula, dayıdan yeğene geçen bu
tutkunun temelleri bulmaya çalıştığımız konuşmalarımızın bitiminde
Nurullah Şenel, bu ırmağın doğduğu kaynağı şu sözleriyle gösteriyor:
"Babam sürekli olarak işimizin herşeyimiz olduğunu söyler. Bu yüzden
mutlaka severek yapmamızı öğütler. Sürekli okuyup, araştırmamızı ister.
Hiçbir zaman 'Artık ben oldum, demeyin, hep daha fazlasını isteyin' der.
Ben artık bu işin herşeyini öğrendim demememiz gerektiğini söyler. Çünkü
ona göre bu işin sonu yok. Babam sürekli şükretmemiz gerektiğini, çünkü
böyle güzel bir yerde, mübarek bir hayvandan, el emeği ve göz nuruyla
üretilen şeyleri sattığımızı söyler"
Sayfa 40-41-42-43
|